Zaten komşumuz da çadırı onun için Fırat'n yakınına kurmaya çalışıyor. ARİELsiz temizlik için. Fırat'ın kaderi bu. Karları kan için eritiyor.
Bu söz böyle değildi. Söz zihinlerimize “Dicle’nin kenarında aşırsa da bir kurt bir koyunu” olarak kazınmıştı. Fakat kardeş bir nehirden söz açılmışsa eğer... Ve bizim konumuz da adaletin tecellisini terennüm olmadığı göre. Fırat’ın haşin akışı, ulaştığı coğrafya, uğradığı beldeler, böğrünü yardığı bölgeler yahut bellekleri yıllarca yoran hikâyeler de konumuz değilse. Kimsenin nasırına basacak niyetimiz yok ve de yükselmiş tansiyona sahipsek, derdimiz de yok. Delirmediğimize göre ve nedenini, niçinini soracak kadar da dedektifliğe soyunmamışsak… Soru sorma yahut sorun olma hakkına da sahip değilsek…
O zaman sıkıntın ne arkadaş, niye uzatıyorsun diyeceklere:
Kabahat benim değil a dostum. Kabahat Fırat’ın. O uzun olmasa, ulu da akmasa sorun yoktu. Hele birde yanlış yerden akmasa idi. Üzüm üzüme baka baka kararırmış ya. Biz de Fırat’ın yanında dura dura uzatıyoruz. Ayrıca Fırat’ın suyu derindir, fakat yüzme bilmediğimiz için derinlere dalmaya niyetimiz yok. Reel olarak ta söyleyecek olursak rafting de bilmeyiz. Bize ezberletilen meşhur kelime “Reel’i” her cümlenin, (kimse sıkılmasın diye) her paragrafın başına yazınca da başımız ağrımazmış. Fırat’ta balık tutanları görünce de rast gele dedik mi işimiz rast gelmiş demektir.
Fırat’ın karşısına taşınmaya niyetlenen komşumuz da bize karışmasın da... Bizde durduk yere kaşınmayalım. Gözü ister kaşının altında, ister üstünde olsun. Ne üstümüze lazım. Erkeklik edip de ürkütmeyiz fincancının katırlarını. Gelen AGOP, giden diyarBEKİR olmuş ne yazar. Gazeteler bir gün, iki gün yazar üçüncü gün unutur. Unuttuğumuz o kadar çok şey var ki…
Zaten komşumuz da çadırı onun için Fırat’ın yakınına kurmaya çalışıyor. ARİELsiz temizlik için. Fırat’ın kaderi bu. Karları kan için eritiyor.
İstanbul boğazına bakarak aşka gelecek imkânımız da yok. Yahut Çamlıca’dan İstanbul’a bakan Bayburtlu dostlarımızın: “Gözünü sevdiğimin İstanbul’u döne döne Bayburt’a benziyorsun”, deme şansına da sahip değiliz. Kızdırıyor muyuz, kıskanıyor mu? Kim diyor ciğer hikâyesi diye. Ne ciğeri, ne kedisi, ne de kendisi. Ciğer mi kaldı ki uzanalım.
Fırat’ın suyu soğuktur. Bazen kışlar buz bile tutar. Kolay kolay ateşe benzin dökmeyiz. Çünkü benzin çok pahalı. Su boşuna akarken benzini içmeyeceğimize göre. Fiyat artışlarından da sorumlu değiliz.
Fırat’ın kenarında otlatacak koyunumuz da yok. Bu kadar koyunun enflasyonu yaşanıyorken bir de biz, koyun mu edinelim. Yazık değil mi koyun sahiplerine. Zaten kiriş mi, kriz mi öyle bir şey de varmış. Dolarlar mı duvarlar mı çatlıyormuş. Fırat’ın bataklıklarında ne işimiz var. Asfaltta yürüdük de çamur mu kaldı?
Bildiğim hiçbir nehir Fırat kadar önemli de değil. Suyu altın mı, altında altın mı var? Onun tespiti de erbabının işi. Altı üstüne mi gelecek, altınına saldıranların ne kadarı ölecek? Saldıranlar mı ölecek, yoksa sınırları mı bölecek. Gerçi biz sınırın beri tarafındayız.
Tarafımızı da böylece belli ettik. Tarafımız belli. Daha ne taraftarlığı be kardeşim… Fırat’ın beri tarafında olmak yetmiyor mu?