Sendeliyorum, düşmemek için ısırganlardan tutuyorum. Ellerim değil ciğerlerim yanıyor. Dumanım çıkmıyor belli ki itfaiye gelmiyor. Durumum iyi değil amma duyuramıyorum. İçmeyeceğim içsellediklerinizi.
Hangi sebebin, hangi şartın, hangi durumun ve olayın neticesidir bilmiyorum amma insanlar inanmadıkları, inanmamaları gerektiği durum, fikir, ideoloji ve düşünceyi öylesine savunur, korur, kollar ve anlamlandırır ki hayretler içerisinde kalırız.
Bu durumu iki türlü anlamak ve anlamlandırmak doğru olabilir. Birincisi iyi niyete bağlı bilgi eksikliği. Sanki terimler, deyimler, terkipler veya tekerlemeler yanlış kullanılıyormuş gibi onu korumaya yönelen gayretler ve hayretler. Aslında bu böyle değildir, olmamalıdır, olamaz, olmamıştır, olmadı ki, olamaz ki, olmaması lazım ki, olanaklı değil ki gibi başlayan asrın savcılığı.
Mazlum ve mağdurun, hakkı yenmişin, ezilmişin, sömürülmüşün hak mücadelesinin bayraktarlığına soyunmuşluk bedavacı avukatlık… Sonra da yanlış yapanların cezasını kılı kırk yararak adli ilahinin kılıcını kuşanmış, kararıyla nice zorbaları titreten, çatık kaşlı, gür sesli, tok edalı, kara cübbeli hakim.
İkincisi ve de en dramatik veya acınası ise yanlışlara yanılarak sarılmak, onları bulundukları çukurdan çıkarıp temizlemek için üzerlerine gül kokulu kelimeler dökmek. Biraz da süslemek için kelimelerin yerlerini değiştirmek.
İdeolojilerin kurucularının hayallerini bile zorlayan zoraki yorumlamalar ve yontmalar. Şöyle de söylesek: Şairin birinin yanında şiiri yorumlanmış ve yorumu sorulmuş. Şair, vallahi hiç böyle düşünmemiştim, demiş.
Nedenlerden birini ve üçüncü bir durumu ise şöyle ifade etmeli: Bu olsa olsa yenilmişliğin kabulü, kabul edilemeyecek kadar acı durumun tescille, tefsirle yumuşatılması, sonra da zehir içercesine yutulması, içselleştirilmesi.
Reddedemeyişin, terk edemeyişin, tepemeyişin bir tepkisi olarak seviyor gibi yapmak, öldürmek için sevgiyle sarılıyormuş görüntüsünde sarılıp soluğunu kesmek. Deli gömleği giymeden delirmek gibi bir şey... Veya delirmemek için deli gömleği giymek.
Reddetmesi gerekenleri revize ederek rahatlamak… Terk edilmesi, temizlenip atılması gerekenlerin terekeye konması… Mirasını kaybedenlerin, domuzu miras görmesi…
Benim olmayanı çaresizlikle kabullenmek. Tam anlayamıyorum ama evladı olmayanın nesebi belli olmayan birisini evlatlık edinip sonra da ‘canım yavrum’ demesine biraz daha çok benzete bildiğim kadar acı bir hakikat. Nerden geldi bu veletler bizim mahalleye? Bunları ben tanımıyorum. Babam tanıyordu. Dedem adını bile söyleyemiyordu bu kerataların ama artık torunlarım bunlara methiyeler diziyor.
Sendeliyorum, düşmemek için ısırganlardan tutuyorum. Ellerim değil ciğerlerim yanıyor. Dumanım çıkmıyor belli ki itfaiye gelmiyor. Durumum iyi değil amma duyuramıyorum. İçmeyeceğim içsellediklerinizi. Zaten beni onlar zehirledi. Ölüyorum ama hücrelerimden dirileceğim.