Refia Sultan, hüzünlü bir sultan. Ne tahttan yana bahtı açık olmuş ne de evlilikten yana. Sık sık tekrar ettiği iki kelime dolanıyor kitabın kapağını kapattıktan sonra dilinize; "yas ve cülus".
...Yas ve cülus! ...Yas ve ...cülus! ...Yas!
Bir saray ve saraylılar öyküsü... Saray’da aşk... Saray’da keder... Saray’da hüzün... Alışılmış saray klişelerinin dışına taşan, yeni bir saray portresi...
“Refia Sultan – Bir Tanzimat Prensesi” Timaş Yayınlarından Nisan 2003 tarihinde okuyucunun beğenisine sunulmuş. Esere dikkatimi ilk olarak Senai Demirci bir vakitler TV 5 ekranlarında yayınlanan “Kahve Bahane” Programında Ayşe Kara hanımefendiyi konuk ederek çekmişti.
“Tarih beni her daim çekmiştir...” diyor yazar, “neden Refia Sultan” diye sorulduğunda. Refia Sultan’la tanışması Ali Akyıldız’ın “Refia Sultan” isimli belgesel kitabıyla olmuş. En çok saray fotoğrafçısı Kargopulo Vasilaki’nin objektifine düşen karelerden ve Refia Sultan’ın kendi kaleme aldığı mektuplarından etkilendiğini belirtmekte.
| Refia Sultan kimdir? |
Refia Sultan; Sultan Abdülmecid’in (mü’min ve müsrif) kızı, Sultan Abdülaziz’in yeğeni, V. Murat ve Sultan Abdülhamit’in kız kardeşi... Genç yaşta uygun görülen Ethem Paşa ile evlendirilir fakat bu izdivaçta hiçbir vakit aradığını bulamaz. Sıkça hastalanıp birçok defa ameliyat olur. Müsrif bir hayat tarzı vardır. Fransızca öğrenir, özel arabasını dahi Paristen getirtir. Zaman zaman geçirdiği ameliyat paralarını dahi çıkıştıramayacak kadar maddi sıkıntılar yaşadığı vakitler de vardır. Bütün bunlara rağmen sabır ve tevekküle sığınır ve genç sayılacak bir yaşta (38 yaşında) vefat eder.
| Bu benim öyküm... |
Ayşe Kara, biyografik bir romanı tercih etmemiş. Odağına Refia Sultan’ı oturtsa da, onun hayatı, duyguları esas olsa da… Hep iç içe öykülerle kurgulamış romanını. Zaman zaman bu geçişler okurun kafasını karıştırsa da sonuçta hep Refia Sultan’a çıkıyor yollar. Kimi zaman bir gözdenin öyküsüne yer veriliyor… Kimi zaman bir padişahın. Şeyh Galip ve Beyhan’ın ümitsiz aşkları giriyor devreye. Peçeli dervişin nikabına takılıyor okur bir süre. Sonra kalfalar, hizmetkarların öyküsü anlatılıyor. Sultanından kölesine kadar bütün bir saraylı ahalinin irili ufaklı öyküleriyle donanıyor kitabın sayfaları.
(Osmanlı) Devletin(in) kaderi, Sultanların kaderi... Refia Sultan’ın öyküsünü anlatırken yazar, aslında koca Osmanlı’nın öyküsünü anlatmış... Şarklı olup, garpa özenti bir hayat... Mü’min olup, müsrif bir hayat tarzı... Şarkın ihtişamını yaşarken, garpın suniliğine hevesli...
Yazara göre Refia Sultan’ın arzusudur hayatının romanlaştırılması. Sultan’ın arzusu: Yıllar geçse de unutulmamak. Öyle olmasa, niye tüm mektuplarını ve diğer belgelerini özenle kilitli çekmecesinde saklasın ki?
| Saray, sultan, depdebe, ihtişam... |
Alışılmış klişelerin aksine Kara Saray hayatına farklı bir ışık tutmakta. “Okunmalı” diyebilmek için yeterli sebeplerden sadece birisi bu... Söz Refia Sultan’ın...
“Saray, sultan, depdebe, ihtişam. Rüya gibi… Masal gibi bir hayat. Ah bir de içerden görseler, içimizi görseler, bilseler ki saadet denen şeyi yakalamaya hiçbir zaman gücümüz yetmedi, bir türlü bir masal havasında gitmedi hayatımız… Biz saadeti aramaya çıkarken, hüzün aralık bıraktığımız kapılardan sızıverir içimize; ruhumuzun, kalbimizin, evimizin kapısından. Annemin öldüğü günün gecesinde babam ikballerinden Serfinaz'ı istemiş, geceyi onunla geçirmişti. Darüssaade Ağası, 'bir kadına değil, kadına âşık, zat-ı şahaneleri' diye söylemişti. Kadınefendiler, ikballer, gözdeler, cariyeler, kalfalar, kilerciler padişahın daha kadınını toprağa verdiği gece kız istetmesini kendilerine ve bütün cins-i latife vefasızlık olarak görmüşlerdi. (....) Çaresizce aynı erkeği paylaşmanın,- hatta ona düğün yapmanın- onu başka kollarda, başka kadın buklelerinin yayıldığı yastıklarda düşünmenin ince sızının, onları ince ince kemirip bitirdiğine inanırım. Buna, bu duyguya şüphesiz kocalarımıza ikinci kadın almayı yasaklayan, hatta evli oldukları kadınları boşatan padişah babalarımız da uymuyorlardı. Fakat kendileri için güzelliklerden, tutkulardan vazgeçmeyi düşünmüyorlardı."
| Yas ve cülus... |
Refia Sultan, hüzünlü bir sultan. Ne tahttan yana bahtı açık olmuş ne de evlilikten yana. Sık sık tekrar ettiği iki kelime dolanıyor kitabın kapağını kapattıktan sonra dilinize; ‘yas ve cülus’.
Bir yanda Sultan Aziz’in yasını tutarken, diğer yanda Sultan Murat’ın cülus’ü için giyinmek zorundadır sultanlar. Ve bu sultan portresi hüzünle yoğrulmuştur hep. Bir yanda gözyaşı, öte yandan fener alayları…
38 yıllık bir ömrün 191 sayfalık kurgu öyküsü... Küçük bir bedele satılan hüzün, keder, çile ve neş’eler... Ne kadarı doğru, ne kadarı kurgu, bizim için belirsiz. Refia Sultan... Bir tanzimat Prensesi... Doğdu, yaşadı ve göçtü... Allah rahmet eylesin...
608
YORUMLAR
Çocukça Sevda :)
30-01-2010, 00:30:14
Yıllar önce de "hüzünbaz"dın yine aynı abi :) Yazının başlığı bile yeterli aynı yerde durduğunu anlamak için. Yas, hüzün, ağıt... Neyse, bir selam edeyim dedim. Görüşmek ümidi ile. Vesselam