Bizde de böyle gelenekler mevcut

Bizde de böyle gelenekler mevcut

Dünyanın yaşam sürmeye elverişli her bölgesinde insanlar, bulundukları coğrafyanın da etkisiyle bir kültür oluşturup, kendi geleneklerini yaratmışlar. İşte dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan birçok toplumun, akıllara durgunluk veren ve sizi hayretlere düşürecek gelenekleri…

Erkekliğe adım dayakla başlıyor
Etiyopya’nın Hamar Kabilesi’nde ise bir erkeğin, erkekliğini göstermesi için dayak yemesi gerekiyor.

Herkese açık bir meydanda önce dans ettirilen genç erkek, ardından kız arkadaşları ve ailenin büyükleri tarafından sopayla dövülüyor.

Vücudunda yaralar oluşana dek uygulanıyor.

Bir tuhaf kabile: Berberiler
Berberiler, bugünkü Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ı içine alan Kuzey Afrika’nın bilinen en eski yerli halkı. Bazı mağara resimlerinin bulunmuş olması, Berberiler’in bu paleolotik toplulukların soyundan gelmiş olabileceği tezini güçlendirmekte.

Berberi Kabilesi kadınları gelenekleri gereği yüzlerine, kollarına ve baldırlarına yeşil ve mavi karışımı bir renkle dövme yaptırıyor.

Bu geniş coğrafyada göçebe ya da yarı-göçebe olarak yaşayan eski kabile… Berberilerin ‘Berberice’ adını verdikleri bir dile sahipler. Bu dilin alfabesi bugünkü İbraniceye oldukça benzemekte…

Papua Yeni Gine’de korkunç bir gelenek
Papua Yeni Gine’de, Morobe tepelerinde yaşayan kabile halkının çok ilginç bir gelenekleri var. Ölülerini gömmek ya da yakmak yerine, ateşte tütsüleyip, bambu kafeslerle köyün yüksek yerlerine asıyorlar. Köyü ziyaret eden turistlerin dehşetle izlediği bu manzara, aslında onlar için ölülerine verdikleri en büyük onur. Öncelikle ölü hazırlayıcılar, cesetlerin ayaklarında, dizlerinde ve dirseklerinde birer kesik açıyorlar.

Daha sonra karınlarına bambu çubuklar batırıyorlar ve bu şekilde, vücuttaki bütün yağ kuruyup gidiyor. Akan yağları bir yerde topluyorlar. Daha sonra bu yağlarla hayattaki akrabaları yağlayan yerliler bu şekilde ölülerin enerjisini yaşayanlara geçirdiklerine inanıyorlar. Artan yağlar, aynı sebepten, yemek yapımında kullanılıyor. Gözleri ve ağızları kapatılan cesetler tütsülenip ebediyete kadar bambu kafeslerin içinde, köyün çevresini süslemeye devam ediyor.

Ölmemek için maske takıyorlar
Kutsal şehri olarak bilinen Varanasi, Ganj Nehri, öle yakma törenleri ve ilginç festivalleriyle Hindistan keşfedilesi bir ülke… Özellikle ülkedeki Sundarbans Milli Parkı’ndaki yaşam oldukça sıra dışı… Bu park Hindistan’ın Batı Bengal bölümünde yer alan kaplan koruma alanı…

Ganj Deltası üzerindeki Sundarbans parçası ve bitişindeki Bangladeş’in Sundarbans Rezerv Ormanı’ndan oluşmakta… Delta yoğun mangrov ormanlarıyla kaplı ve Bengal kaplanı için büyük bir koruma alanı. Ayrıca çeşitli kuşlar, sürüngenler ve tuzlu su timsahlarına da ev sahipliği yapıyor.

İlginç olansa orman içerisinde insan nüfusunun da bulunuyor olması… Yaklaşık 200 kişiden oluşan bir topluluk, orman bölgesi içerisinde yaşamlarını sürdürüyor.

Bu insanların kaplan saldırılarına karşı bulunan korunma yöntemi gerçekten çok şaşırtıcı. 1989’lu yıllara dayanan yöntem 60 insanın kaplan saldırısı sonrası ölmesiyle başladığı söyleniyor.

Kaplanın saldırı özelliklerinden birisini keşfeden orman işçileri başlarının arkasına maske takmaya başlıyorlar. Maskeleri gören kaplanlar ise bu insanlara saldırmıyor. Nedeni ise çok şaşırtıcı…

Eğer bir kaplanla göz göze gelirseniz, yaşama şansınız artar. Çünkü kaplanla göz göze gelmeniz demek kaplanın kendisini belli ettiği anlamına gelir ve kaplan başka bir av aranır.

Bu yüzden Hindistan’da insanlar kafalarının arkasına yüz olacak şekilde maskeler takıyor.

18 ay içerisinde maske takmayan 29 kişi ise kaplanlar tarafından öldürüldü.

Güzellik uğruna yapılan bir işkence
10. yüzyıl’dan 20. yüzyıl’a kadar süren acı dolu bir gelenek. Yasaklanmasına rağmen hâlâ sürdürenler var. İşte bu ilginç gelenek hakkında tuhaf bilgiler… Tang hanedanına mensup Çin imparatorunun, küçük ayaklarını ipek bezle sararak dans eden bir kadına âşık olmasıyla birlikte bu uygulamanın da fitili ateşlenmiş oldu.

Önce diğer kadınlar, sonra üst düzey aileler arasında popüler olan ‘foot-binding’ yani ayak bağlama kısa sürede bütün Çin’e yayıldı.

Önceleri güzellik için başlayan ayak bağlama uygulaması, kadınların toplumsal hayatta görünmesinin hoş karşılanmadığı Antik Çin toplumunda kısa sürede özdeşleşti. Ayakları lotus çiçeği şeklinde bağlanan kız çocukları gördükleri saygınlık sayesinde daha zengin eşler buluyor ve daha iyi ailelere gelin oluyorlardı.

Bazı kaynaklara göre, ayakları lotus şeklinde bağlanan bir kız Çin İmparatoru ile bile evlenebilirdi. Ayak bağlama işlemi kız çocuklarına 4 ila 6 yaş arasında yapılıyordu. Ayrıca henüz çok küçük olan çocukların bu korkunç geleneğe itiraz etme şansları da yoktu.

Daha sonraları bu durum gelenek haline gelmiş ve küçük ayaklı kadınlar erkekler tarafından ilgi görmeye başlamış. Ayakları normal ya da normalin üzerinde ölçülere sahip kadınlar ise ayaklarını küçültmek için değişik yöntemler geliştirmiş…

Demir ayakkabılar giymiş, ayaklarını sıkıca sarıp sarmalamış, sonuçta ayakları küçük ama deforme olarak yaşamlarını sürdürmüşler. Günümüze gelindiğinde ise bu geleneği sürdüren kadın sayısı son derece azalmış ve neredeyse kaybolmaya yüz tutmuştur.

Burada şişmanlık zenginlik göstergesi
Moritanya’nın yerlilerinde zenginlik olgusu şişmanlıkla özdeşleştiriliyor. Bu sebeple anneler 5-15 yaşındaki kızlarını şişmanlatmak için özel bir çaba harcıyor.

Kadın ne kadar şişman olursa babası ya da eşinin o kadar zengin olduğu anlaşılıyor.

Dünyanın en uzun boyunlu kadınları burada
Dünyanın en uzun boyunlu kadınları unvanını taşıyan Padaunglar, Red Karen (Karenni) Kabilesi‘nin bir alt gurubu…

Shan dilinde uzun boyun anlamına gelen Padaunglar aynı zamanda ‘zürafa kızlar’ olarak da biliniyor. Bir Padaung kadını hayatı boyunca ortalama 20 halka takmaktadır.

Yaklaşık 10-12 kilogram ağırlığı bulan bu ağır pirinç halkalar zamanla omuzları aşağı bastırarak vücudun şeklini bozarak boynu uzatıyor. 5-6 yaşlarındayken çocukların boyunlarına halkalar takılmaya başlanmakta ve her yıl halkaların sayısı artırılmakta…

Tükürerek selamlaşan kabile
Kenya ve Kuzey Tanzanya bölgelerine yaşayan Masailer, selamlaşırken birbirlerine tükürmeyi tercih ediyor.

El sıkışacakları zaman eline tüküren Masailer yeni doğan bebeklerin de yüzüne tükürüyor.

Masai erkekleri böylece kötü ruhların bebeklerden uzaklaşacağına inanıyor. Bizdeki nazar anlayışına benzeyen bu gelenek sürdürülmeye devam ediyor.

Ölüleri mezardan çıkarıp giydiriyorlar
Endonezya’nın Güney Sulawesi Bölgesi’nde ‘Ma’nene’ olarak adlandırılan ritüel, tüyleri diken diken ediyor. Bölgede yaşayanlar, her üç yılda bir ölülerine olan saygılarını göstermek ve onları onurlandırmak için mezarları açıyorlar. Açılan mezarlardan çıkarılan ölülerin üzerlerindeki giysiler temizleniyor, gerekirse yenileri giydiriliyor.

Aile üyeleri, ölmüş akrabalarının mezarlarını tek tek açıp, cesetleri dışarı çıkarıyorlar. Sonrasında da, ölülerini yeni giysileri ile birlikte kasabanın etrafında yürütüyorlar. Yerel halk, öleli yüzyıllar olsa bile, aile üyelerinin hâlâ kendileriyle birlikte olduğuna inanıyor. Ölümlerinden sonra iyi korunan cesetler mezarlarından çıkarılıp, giysiler değiştirildikten sonra kasabayı geziyor ve sonrasında tekrar mezarlarına dönüyorlar.

Kafatası avcıları olarak biliniyorlar
Hindistan’ın kuzey doğusundaki Nagaland eyaletinde yaşayan 16 kabilenin en büyüğü olan Konyaklar savaşçı bir kabile. Geçmişte köyler arası kavgalardan yararlanarak toprak ve iktidarı ele geçirmişler. Düşmanlarının saldırısını önceden görmek için de köylerini dağın tepesine kurmuşlar. Konyakların geçmişi yüzyıllar öncesine dayanıyor. 1940’lardaki yasağa değin kafatası avcılıklarıyla meşhur olmuşlar.

Düşmanını öldürüp kafasını koparmak genç erkekler için yetişkinliğe adım atmanın kanıtı olarak görülüyordu. Başarının ödülü ise yüze yapılan dövmeler. Nagaland’da son kafatası avcılığı 1969’da olmuş. Her Konyak evinde avlanan hayvanların kafatasları birer gurur kaynağı olarak sergileniyor. Kafatası avcılığı döneminde insan kafatasları da sergileniyordu fakat yasak yürürlüğe girince geçmişin bu izleri toprağa gömüldü.