Mesleğimiz zorlu

Mesleğimiz zorlu

Meslek hayatı boyunca “Gerçek gazeteci çalışma saatleri dışında daha çok çalışmalıdır.” sözünü kendine düstur edinen bir isim Evren Aydın. 1980 İstanbul doğumlu. Tuncelili bir baba ve Manisalı bir annenin döt çocuğundan biri. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesini kazanmasıyla bugün âşık olduğu renkli dünyanın kapılarını aralamış. Ama kendini geliştirmeye duyduğu özlemi hiç kaybetmeyen Aydın, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra 1 yıl da ABD’de California -San Diego Üniversitesinde eğitim almış. Televizyonculuk serüveni boyunca birçok önemli kanalda başarılı işlere imza atan tecrübeli spiker ile bir araya geldik ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

¥ Televizyonculuğa nasıl başladınız?
Herkes gibi stajyer olarak. 2000 yılında TRT İstanbul’da haber merkezinde muhabir ağabeylerimizin yanında haberlere çıkarak, sokağın tozunu yutarak mesleğe ilk adımımı attım. Spikerlik yolunda bunun oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçek bir spiker sokağın dilini bilmeli ve ona uygun davranmalı. Sonrasında Habertürk TV haber merkezine geçiş yaptım. 4 yıla yakın editör, muhabir ve kültür-sanat programlarında sunuculuk görevinde bulundum. Mesleğin temel taşlarını o mutfakta öğrendim. Sonrasında bir internet televizyonunda yöneticilik konumunda yer aldım. Haber ve program sunmayı da sürdürdüm. Cem TV’de yaklaşık 3 yıl Ana Haber Bülteninde ekrandaydım. Son altı yıldır da TGRT Haber ekranında izleyicilerle buluşuyorum.

¥ Habercilik yeteneğinin doğuştan geldiğini mi düşünüyorsunuz? Yoksa eğitimle kazanılan bir kabiliyet olduğunu mu?
Bence çok yersiz bir polemik bu. Önemli olansa şu; sürekli ama sürekli çalışmalısın. Üretmelisin ve beynin meşgul olmalı. Günceli sürekli takip etmelisin. Bir günü bile kaçırma şansın yok. Haber, dergi, gazete sürekli okumak zorundayız. Yeni çıkan kitapları, yeni açılan restoranları da senenin moda renklerini de bilmek durumundayız. Evet bazı yetenekler doğuştan getirilir ancak sizin onları ilerletmeniz gerekiyor. Örneğin bizim meslekte çok dikkatli, hassas ve disiplinli olmanız şart. Ki bu disiplin hem ruhsal hem de bedensel anlamda olmalı. Ekran önünde iş yapıyorsanız her türlü olumsuz şarttan kendinizi soyutlamanız gerekir. Bunlar hem eğitim ile kazanılan şeyler hem de özünüzde barındırmanız gereken özellikler.

¥ Amerika’da da eğitim görmüşsünüz. Haberciliğe farklı bir gözlükle bakma şansına sahip olan birisi olarak bu mesleği yapmayı düşünen gençlere tavsiyelerinizi alabilir miyim?
Her şeyden önce bunun dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu söyleyeyim. Hatta ben bunu bir iş olarak da görmüyorum; aslında hayat biçimi. Bunu böyle kabul etsinler öncelikle. Hayatlarını buna adayacaklarsa adım atsınlar yoksa uzak dursunlar. “Gerçek gazeteci çalışma saatleri dışında daha çok çalışmalıdır.” Önemli olan iş saatleri dışında da gündeme hâkim olmak. Doktordan pek bir farkımız yok aslında… Onların da tek bir hatasında hasta masada kalabilir. Bizim de saniyenin binde birinde yapacağımız bir hata kariyerimizin sonu olabilir. Dünyada bunun birçok örneği var. O yüzden stres yönetimini de iyi yapabilmeli gençler. Zor şartlarda, ani karar verme durumlarında nasıl davranmaları gerektiği konusunda kendilerini eğitmeliler. Bir de bunun bir deli işi olduğunu bilsinler, normal insanın yapacağı bir aktivite olduğunu düşünmesinler. Ve bir o kadar da ciddi.

KADIN SPİKERLER YOĞUN YAPMAMALI
 ¥ Oldukça genç ve dinamik bir görünümünüz var. Bunun mesleğinizde avantaj veya dezavantajları olduğunu düşünüyor musunuz?

Şu ana kadar ne avantajını ne de dezavantajını gördüm. Önemli olan sanırım görüntüden öte samimi görünebilmek. İzleyici çok akıllı ve günden güne de bilinçli hâle geliyor. Samimi olmayanı hemen ayırt ediyor. Ama madem görünüm ile ilgili bir soru sordunuz, kadın spikerlerin yoğun makyajlı o abartılı görüntüsü pek hoş değil. Kusura bakmasınlar. Bülteni izleyesi kalmıyor insanın.

YAYIN NAMUSTUR
¥ İlk canlı yayınınızı hatırlıyorsunuzdur muhakkak. O anı anlatabilir misiniz?
Sanırım kanım çekilmiş yerini adrenalin almıştı. (Gülüyor) Hâlâ da her yayın öncesi ve sonrasında adrenalin salgılamaya devam ediyor vücut ancak tabii ilk zamanlardaki gibi olmuyor. Ancak tek değişmeyen kural şu; bülten, yayın namustur. Yaptığınız bu işe şartsız bir sevgi duymanız lazım.

¥ Bir haberi sunarken reyting uğruna asla yapmam dediğiniz hassasiyetleriniz var mı?
Tabii ki. Habercilik, kalpten, numarasız, tezgâhsız, vicdan dâhilinde yapılmalı. Gece başınızı yastığa koyduğunuzda rahat bir uyku çekebiliyorsanız tamamdır.

¥ “Kariyerimin şekillenmesinde önemli payı var” dediğiniz isimler?
Ustanın canı, çırağın içinde kalırmış, derler. Beden toprak olsa da… Çok isim var, birini yazsam bir diğerine ayıp olacak ancak TRT’den haber merkezinden Kemal Aslan Ağabey’i söyleyebilirim.

¥ Sosyal medyayla aranız nasıl?
Olabildiğince uzak kalmaya çalışıyorum ama olmuyor, bir şekilde içinde olmalısınız, yoksa insanlar nelerden bahsediyor kaçırıyorsunuz.

¥ Uzun yıllardır bu sektörde yer alan bir isim olarak, haberciliğin ve televizyonculuğun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu teknolojide son 20 yılda olan biteni gördükten sonra geleceği hayal etmekte çok zorlanıyorum. Ama hologrom spikerler fena olmaz. (Gülüyor) Hasta olduğunuzda sizin yerinize bülten sunabilirler.

¥ Yayın esnasında başınıza gelen unutamadığınız bir olay var mı?
Spesifik bir olay yok ama sınır hattında haber sunmak, çok ciddi bir olayla karşılaşmamamıza rağmen gerçekten değerli bir deneyimdi. Allah o bölgede görev yapan her bir insanımıza kolaylık versin.

TGRT HABER GERÇEK BİR YUVA
¥ Ekrana çıkmadan önce muhakkak yaparım dediğiniz şeyler var mı?
Sadece dua okurum.

¥ TGRT Haber’in diğer haber kanallarına göre en avantajlı olduğu yönü nedir?
Çalıştığım diğer haber merkezlerinde de benzer aile ortamları vardı. Ama TGRT Haber gerçek bir aile. Bir yuva.

¥ Sektörde rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rekabet her bir mecrada var. Hayatın olmazsa olmazı… Ama insanoğlunu başarıya götüren yollardan biri aslında.

SAVAŞ MUHABİRLERİNE SAYGIM SONSUZ
 ¥ Sizi en çok sinirlendiren şey?

Olduğu gibi görünmeyen kişiler. Ki bu kurulması en kolay cümle ama uygulaması en zor şey hayatta; “Olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmak” bunun aksi şekilde davranan kişilerden hep kaçmışımdır.

¥ Yer aldığınız bir projede yan yana gelmeyi en çok istediğiniz isim?
Hiç düşünmedim.

¥ En son okuduğunuz kitap? 
Şu an Cogito yayınlarının, Nietzsche: Kayıp Bir Kıta’yı okuyorum. Bir yandan da daha önce bitirdiğim Hazreti Mevlâna’nın Mesnevi’sine yeniden başladım. İlerleyen yaşın olgunluğu ile yeni bir okuma yapmanın oldukça faydalı olacağını düşündüm çünkü.

¥ En son izlediğiniz film? 
Amerikalı bir profesör ile köpeğinin hikâyesinin anlatıldığı Hachiko: A Dog’s Story filmini izledim son olarak. Duygusal anlamda beni çok zorladı diyebilirim. Hatırladıkça gözlerim doluyor. Hayvanları lütfen sevin.

¥ En son hangi konsere gittiniz? 
Geçen yaz Oasis’in kurucusu Liam Gallagher’ın konseriydi.

¥ En çok zaman ayırdığınız uğraş?
Yazmak… İnsan, ölümden sonra da isminin yaşamasını istiyorsa sürekli yazmalı. Bence en kutsal uğraşlardan biri. Bunun dışında kışları şehir merkezine uzak yaşadığım için tabiatla iç içe uzun yürüyüşler yapıyorum. Yazları ise sörf yapmayı çok seviyordum. Maalesef dizimi sakatladığım için artık yapamıyorum.

¥ Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz olay ?
Yalnız kalmak. Tüm insanlığın ortak korkusu bu aslında. Çözümü olmayan tek benzersiz korku.

¥ Kendi mesleğinizde en çok saygı duyduğunuz alan?
Savaş muhabirliği… Diğerleri ile karşılaştırılamaz bile. Onlara saygım sonsuz.

¥ Yerinde olmayı en çok istediğiniz isim? 
Cristiano Ronaldo 🙂

¥ Kendinizi en çok eleştirdiğiniz yönünüz?
Çabuk sıkılmak. Ve okuduğum kitapları yarım bırakmak. Kendime en çok kızdığım şeyler